Kıyı Alanlarının Tasarruf edilmesi
Kıyı alanlarında çeşitli hizmetlerin sağlanması amacıyla kıyıdan başka yerde yapılması mümkün olmayan faaliyetlere ilişkin tasarruflar gerçekleşmektedir. Bu tasarruf işlemleri, kıyının yönetimini, kıyı kullanım çeşitliliğini ve kıyı ile kent ilişkisini doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple, kıyı alanları yönetiminin en önemli alt başlıklarından biri de kıyıyı tasarruf etmektir. Bu tasarruf, bazen hukuki bir sözleşmeye bağlı gerçekleşirken bazen ise idarelerinin hukuki düzenlemeleri ve yaptırımları gerektiği gibi uygulamamasından kaynaklanmaktır. İdarelerin hukuki düzenlemeleri ve yaptırımları gerektiği gibi uygulamamak demek kıyı alanlarının işgal edilmesine göz yummak demektedir. Kıyı alanlarının tasarrufuna ilişkin sağlıklı ve işlevsel bir mevzuat bulunmamasından ötürü kıyı alanları işgale uğramakta ve kıyı yönetiminde zafiyetler oluşmaktadır.
Çeşitli kişiler ve kurumlar tarafından yapılan kıyı alanları yönetimi tanımlarında kıyı alanlarını tasarruf etme kavramı yer almamaktadır. Aslında Türkiye’de kıyı tasarrufunun kıyıyı planlamadan daha önemli bir konu olarak algılanması gerektiği yanlış olmayacaktır. Kıyı alanlarındaki tasarruf işlemleri, yatırımcının (kıyıda tasarrufta bulunma talebi olan kişi ya da kurum) ve kamu idarelerinin talebi doğrultusunda gerçekleşmektedir. Kişi ya da kurumların talebinin kabul görülmesinden sonra kıyı alanlarının mekânsal planlaması ve uygulaması sürecine geçilmektedir. Kıyı alanlarını tasarruf etme, kıyı alanlarının planlaması sürecini başlatmaktadır. Bu sebeple, kıyı alanlarını şekillendiren planlama olmayıp kıyı alanlarında tasarrufta bulunan kişi ve kurumların talebi olmaktadır. Bu sebeple kıyı alanlarının tasarruf edilmesi kıyı alanları yönetiminin asıl konularındandır.
Kıyı alanlarında yasal düzenlemelerde belirlenmiş ve hukuki bir sözleşmeye bağlı olarak gerçekleşecek olan tasarruf yöntemleri, kiralama, kullanma izni ve irtifak hakkı işlemleridir. Hukuki bir sözleşmeye bağlı olmayan ve idarenin görmezden gelip tahliye etmediği ya da bir diğer ifadeyle istemsizce izin verdiği, izinsiz kullanımlar ve işgaller de kıyıyı tasarruf etme yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır.
İzinsiz kullanımlar ve işgaller kıyının bir tasarruf şekli olmaması gerekirken maalesef ki uygulamada ecrimisil işlemi, idari işleyişinin bir parçası haline getirilmiştir. Ayrıca ecrimisil, Devletin hüküm ve tasarrufu altında kalan alanların yönetim faaliyetleri arasında sayılmıştır (MEGM Faaliyet Raporu, 2020).
Tasarruf etme ifadesi, öncelikle devletin hüküm ve tasarrufu ifadesinden hareketle doğmuş, idare hukukundan beslenmiş ve bu eserde şehircilik terminolojisinden okunmuştur. Bu ifade, İdarelerin hukuki yazışma düzeneklerinde ve faaliyet raporlarında yer almış ve kıyının idari işleyişinin önemli bir enstrümanı haline gelmiştir.
1. Kullanma İzni ve İrtifak Hakkı
İrtifak hakkı, hak sahibine kullanma veya istifade etme yetkisi veya ikisini de sağlayan bir haktır (Selici & Oğuzman, 1992). Daha açıklayıcı bir tanımlama ile irtifak hakkı; bir taşınmaz üzerinde yararlanmaya ve kullanıma rıza göstermeyi veya mülkiyete ilişkin bazı hakların kullanılmasından vazgeçmeyi kapsayan ve diğer bir taşınmaz veya kişi lehine aynî hak olarak kurulan yükümlülüğü (324 sayılı MEGT, 2009) ifade etmektedir.
İrtifak hakkı, sınırlı ayni bir haktır. İrtifak hakkı, mülkiyet hakkının sadece kullanma veya yararlanma yetkisini almaktadır. Kıyı alanları da mülkiyet tesis edilemeyen alanlardır. Fakat daha öncesinde Hazine adına oluşan mülkiyetlerin varlığı durumunda kıyıda Hazine tarafından bu alanlarda irtifak hakkı tesis edilebilmektedir. Kıyılar, mevzuata aykırı olarak kamu idareleri tarafından tescil edilerek irtifak hakkına konu edilebilmektedir. Asıl olan bu alanların tescil dışı alan olmasıdır. Bu sebeple kıyı alanların da daha kapsamlı bir ifade ile devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdeki alanların sözleşmeye bağlı olarak tasarruf edilmesini sağlamak amacıyla bir genel tebliği ile “kullanma izni” kavramı yasal literatüre girmiş ve idari işleyişin parçası haline gelmiştir.
Kullanma izni, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerler üzerinde kişiler lehine İdarece verilen izin (324 sayılı MEGT, 2009) olarak tanımlanmıştır. Kullanma izni kavramı, Borçlar Hukukunda ya da Eşya Hukukunda tanımlanmamıştır. Tapuya tescil edilemeyen taşınmazların bir şekilde tasarrufa konu edilmesini sağlamak için bir genel tebliğ ile kullanma izni kavramı tanımlanmış ve İdareye 30 yıl süreyle kullanma izni sözleşmesi yapma yetkisi verilerek yasal literatüre girmiştir. Kullanma izni sözleşmelerinin düzenlenmesi idari bir işlem niteliğindedir. Kullanma izni neticede sınırları belirli olmayan bir kıyı alanı üzerinden idarenin bir işlemi neticesinde hukuki sonuç doğurabilen sözleşmedir. Gelinen bu noktada, kıyıda sözleşmeye bağlı kullanımların büyük kısmı kullanma izni sözleşmelerine dayanmaktadır.
Doğası gereği kıyıdan başka yerde yapımı mümkün olmayan, yat limanları ile yatlara ve özel teknelere bağlama ve barınma hizmeti verecek yeni iskele, yanaşma yeri ve rıhtım niteliğindeki kıyı yapılarının yapılması amacıyla yatırımcılar lehine tesis edilecek irtifak hakkı ve/veya kullanma izinleri verilebilmektedir (373 sayılı MEGT, 2016). İrtifak hakkı tesis edilmeden veya kullanma izni verilmeden önce; tescil, ifraz, tevhit, terk ve benzeri işlemlerin yapılması veya imar planının yaptırılması, değiştirilmesi ya da uygulama projelerinin hazırlanması ve onaylatılması gibi işlemlerin yerine getirilebilmesi için ön izin verilmektedir (324 sayılı MEGT, 2009). Buradan da anlaşılacağı üzere, kıyı alanlarını tasarruf etme, beraberinde planlama ve uygulama sürecini doğurmaktadır. Kıyının yönetilmesinin tanımlanmasında planlama ve uygulamayı başlatan ve kıyının yapısını doğrudan değiştiren bu kavramın kıyı alanları yönetimi tanımlamalarında yer almaması, kıyı yönetimi kavramını eksik bırakmaktadır.
2. Kiralama
Borçlar Kanunu’nun 299’uncu maddesinde, kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşme olarak tanımlanmıştır. Kıyı alanları, kiraya verilmeyecek alanlardandır. 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunan yerler, Kıyı Kanunda belirtilen amaçlar dışında kullanılmak üzere kiraya verilememektedir (300 sayılı MEGT, 2005).
Kıyı alanları, herkesin eşit ve serbest şekilde kullanması gereken alanlar olmasından ötürü kiralama işlemleri karmaşık bir yapıdadır. Örneğin; Ahşap iskeleler 5 yılı geçmemek üzere kiraya verilebilmektedir (MEGM 2011/2 Genelge).
Kıyı alanlarında ahşap iskele kiralaması dışında kiralama işlemi tesis edilmemektedir. 300 sayılı Milli Emlak Genel Tebliğinin, kiraya verilemeyecek taşınmazlar kısmında, 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında kalan taşınmazların kiraya verilmeyeceği belirtilmiştir. Bu durum, kıyı alanlarının tasarruflarının sadece kullanma iznine dayanarak tasarruf edilmesi ya da izinsiz kullanımlar neticesinde ve tazminat niteliğinde olan ecrimisil yöntemi ile tasarruf edilmesi sonucunu doğurmaktadır.
3. Ecrimisil
Ecrimisil, Hazineye ait bir taşınmazın İdarenin izni dışında, kişiler tarafından işgal edilmesi veya tasarruf edilmesi sebebiyle işgalcinin ödemesi gereken tazminattır. Bu işlem, kıyı niteliğindeki alanlarda da uygulanmaktadır. Kıyıda kalan taşınmazların üzerine deniz, güneş ve kumsaldan yararlanılması amacıyla şezlong, gölgelik, soyunma kabini ve duş konulması, yeşil alan düzenlemesi yapılması, sportif ve eğlence aktivitelerinin yapılabileceği alanlar oluşturulması, yiyecek ve içecek servisi yapılması amacıyla takılabilir, sökülebilir ve taşınabilir elemanlarla basit nitelikte yapı yapılması gibi izinsiz kullanımların tespit edilmesi halinde (336 sayılı MEGT Md.14) ecrimisil alınacağı belirtilmiştir.
Kumsal alanları, genellikle yaz ayı dönemlerinde, şemsiye ve şezlong koymak, tuvalet, duş ve soyunma kabini yapmak, kumsalın üzerini betonlayarak bar ve restoran gibi yeme-içme alanları ya da amfitiyatro ve havuz gibi eğlence ve spor alanları yapmak şeklinde seyyar ya da sabit unsurlarla işgal edildiği, bazen kıyının işgal edilen sahil kısımlarının tamamen dışarıya kapatıldığı, deniz tarafındaki kısımlarının ise sabit engeller oluşturulmamakla birlikte işgale uğramaktadır (Yücel, 2008).
Ecrimisil işlemi, kıyıdaki tasarrufların yönetiminde bir araç olarak nitelendirilmemesi gerekir. Fakat ecrimisil, kıyının korunmasının yetersizliğinden ve etkin bir kıyı yönetim anlayışı olmamasından ötürü Türkiye’de bir yönetim aracı şeklinde kullanıla gelmiş ve MEGM’nin Faaliyet Raporunda bir yönetim aracı olarak sayılmıştır. Bu durum, kıyı yönetiminde zafiyetlere sebep olmaktadır. Kıyı alanlarındaki izinsiz kullanımların tahliyelerinin sağlanmaması kıyıyı, aynı zamanda kıyının kenttin bir parçası olmasından ötürü kenti olumsuz etkilemektedir.
Kaynakça
300 sayılı MEGT. (2005).
324 sayılı MEGT. (2009).
336 sayılı MEGT Md.14. (tarih yok). 336 sayılı Milli Emlak Genel Tebliği. 20.08.2011.
373 sayılı MEGT. (2016).
MEGM 2011/2 Genelge. (tarih yok).
MEGM Faaliyet Raporu. (2020). Ankara: Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü. 3 30, 2023 tarihinde https://webdosya.csb.gov.tr/db/milliemlak/icerikler/2020-yili-m-ll-emlak-faal-yet-raporu-29.03.2021kb-20210329143432.pdf adresinden alındı
Selici, Ö., & Oğuzman, K. (1992). Eşya Hukuku (5. Baskı b.). İstanbul: Filiz Kitapevi.
Yücel, B. (2008). Maliye Dergisi(Sayı:154).